8 Ocak 2017 Pazar

EDİRNE TARİHİ KARAAĞAÇ TREN İSTASYONU

Edirne Karaağaç Tren İstasyonu, karaağaç kasabasının da bulunan Osmanlı Sultanlarından II. Abdülhamit tarafından yaptırılan tren istasyon binasıdır. Edirne Tren Garı olarak inşa edilmiş olan bina şuan Trakya Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılır. İstanbul'daki Sirkeci Garı örnek olarak yapılmış gar binalarından birisidir. Şark Demiryolları Şirketi adına Mimar Kemalettin Bey tarafından neoklasik üslupta inşa edildi. Üç katlı, dikdörtgen planlı ve 80m. uzunluğunda bir yapıdır. İstanbul'u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun en önemli istasyonlarından birisiydi. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nda Karaağaç, Bosnaköy ile birlikte Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık, savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verildi. Böylece yeniden Türk sınırlarına giren Karaağaç İstasyonu, 14 Eylül 1923 günü Yunanlardan teslim alındı ve 1930'da işletmeye açıldı. Ne var ki Rumeli demiryollarının büyük bölümü ülke sınırlarının dışında kalmıştı ve trenler İstanbul’dan Edirne’ye ulaşmak için Yunanistan'a girmek zorunda kalıyordu; bu yüzden yeni bir demiryolu hattı inşası başlatıldı. Ağustos 1971'de, Pehlivanköy-Edirne arasındaki yeni demiryolu hattının açılması ve kent içinde yeni gar binasının hizmete girmesinden sonra Kaarağaç İstasyon Binasının önündeki raylar söküldü. Yunanistan sınırına 4 km uzaklıktadır. Edirne’ye oranla yüksek bir mevkide bulunması, orman ve nehirlerle çevrilmiş olması sebebiyle Edirne merkeze oranla özellikle yaz aylarının daha serin geçmesi ve şehre yakın olması nedeniyle bir sayfiye yeri olmuştur. Kaynaklarda Karaağaç'ın bir Rum köyü olduğu, Edirnelilerin yazlık evlerinin bu köyde bulunduğu ve köyün o zaman için, çevre halkı tarafından mesirelik ve eğlence bölgesi özelliğini taşıdığı anlatılmaktadır. İstanbul’a uzaklığı yaklaşık 240 Km’dir. Şimdiden iyi gezmeler














5 Ocak 2017 Perşembe

EDİRNE TARİHİ TAŞ KÖRÜSÜ UZUNKÖPRÜ(ERGENE KÖPRÜSÜ)


Uzunköprü Edirne ilimizin Uzunköprü ilçesinde bulunan taş bir Osmanlı zamanından kalma tarihi köprüdür. Dünyanın en uzun taş köprüsüdür. Altından Ergene Nehri akmaktadır.  Türkiye’yi Balkanlar ve Avrupa’ya bağlayan geçiş noktasıdır.  Eski adı Ergene Köprüsüydü daha sonradan Uzunköprü olarak değiştirilmiştir. Uzunköprü, 1426-1443 yılında Osmanlı Padişahı II. Murat tarafından, dönemin baş mimarı Müslihiddin'e yaptırıldı. Köprünün yapımında baş mimar Usta Muslihinddin ile Mimar Mehmet birlikte çalıştı. Köprü Osmanlı'nın Balkanlar'a yapacağı fetihlerde doğal bir engel olarak karşılarına çıkan Ergene Nehri'ni aşmak için kurulmuştu. Daha önce yapılan tahta köprülerin nehrin suları ile yıkılması üzerine yapılan taş köprü, Türk ordusunun akınlarını kışın da sürdürebilmesini sağladı. Uzun Köprü inşa edildiğinde köprünün başına cami ile imaret yapılmış ve Ergene Şehri adıyla bir ilçe inşa edilmiştir. 1.392 metre uzunluğunda, 6,80 metre genişliğindeki köprünün 174 kemeri vardır. Kemerlerinin bazıları sivri, bazıları yuvarlaktır. Köprünün yüksekliği ve genişliği yer yer değişir. Bazı ayaklarında selyaranlar, üstünde balkonlar vardır. Taş ayaklar arasında fil, aslan, kuş figürleri dikkat çeker. Köprü, en son 1963'te onarıldı. Bu onarım sırasında üzerine beton dökülerek tarihi kimliğine zarar verilmiştir. Tarihi köprü üzerinden Edirne-İzmir Devlet karayolu geçmekteydi. Bu yol 2015 yılında yapılan yeni köprüye aktarılarak köprü üzerinden ağır vasıtaların geçişi yasaklanmıştır. İstanbul’a uzaklığı yaklaşık 240 Km’dir. Edirne’ye 64 Km, Yunanistan sınırına ise yalnızca 6 km uzaklıktadır. Ankara’dan gelecekler için ise 750 Km ,  İzmir’den gelecekler için ise 570 Km’dir Şimdiden iyi gezmeler







24 Ekim 2016 Pazartesi

İSTANBUL EVLİYALARINDAN AZİZ MAHMUT HÜDAYİ TÜRBESİ ve CAMİİ (ks)


Arkadaşlar İstanbul evliyalarından Aziz Mahmut Hüdayi Hz.’lerinin (ks) türbesi ve Caminin yerini tariften önce sizlere hayatından kısa bir bilgi vermek isterim.

Aziz Mahmut Hüdayi Hz.’lerinin (ks) 1541 yılında Şereflikoçhisar’da doğmuştur. Çocukluğu Sivrihisar'da geçmiştir. Medrese eğitimini istanbul' da tamamlamıştır. Edirne, Mısır, Şam ve Bursa'da Kadılık ve Müderrislik yapmıştır. Halvet’îyye Sufi İslam Tarikat’ının bir alt sınıfına ait olan Bayram’îyye Tarikat’ının devamı niteliğinde bulunan Celvet’îyye (Celvetî) Tarikat’ının kurucusudur. Aziz Mahmud Hüdayi Hz.’lerinin (ks)  otuz üç yaşında iken, hocası Nazırzâde ile Bursa'ya gelmiş. Üç sene Ferhâdiye Medresesinde müderrislik yapmış. Üç sene sonra, hocasının vefatı ile Bursa kadılığına getirilmiş. Bursa kadısı olarak vazifeye Aziz Mahmud Hüdayi Hz.’lerinin (ks) kadılığı esnasında bir gece rüyasında Cehennem'i ve Cehennem'in ateşinde tanıdığı bazı kimselerin yandığını görmüş. Bu korkunç rüyanın verdiği dehşet ve üzüntü içindeki günlerde, bir hanım bir dava getirmiş. Bu davadan sonra Bursa kadılığını bırakmış ki, hadise şöyleymiş: Bu hanımın fakir kocası "Eğer bu sene de hacca gidemezsem seni üç talak ile boşadım." demişti ve o günlerde Bursa'da, halkın manevi terbiyesi işi ile meşgul olan veliyullahtan Muhammed Üftade Hz.’lerinin (ks) himmeti ile 2 günde hacca gidip geldiğini iddia etmekteydi. Kadı hayret ederek, mahkemeyi hacıların dönüşüne bıraktı. Aradan günler geçti. Bursalı hacılar geldi. Mahkeme gününde şahid olarak, fakirin hac vazifesini yaptığını, hatta verdiği emanetleri getirdiklerini bildirdiler. Kadı, şahitlerin verdiği bu ifade ile davacı hanımın nikâhı fesh etme isteğini reddetti.

Muhammed Üftade Hz.’lerinin (ks) talebe olmak arzusuyla yanına gidince şu cevabı almış: "Yazıklar olsun ey Kâdı Efendi! Herhâlde yanlış yere geldiniz. Burası yokluk kapısıdır ve biz bu kapının kuluyuz. Hâlbuki sen varlık sâhibisin. Bu hâlde ikimizin bir araya gelmesi mümkün mü? Senin ilmin, malın, mülkün, şânın ve mâmûr bir dünyân var. Bizim gibi kulların Allahü teâlâdan (cc) başka kimsesi yoktur. Atın bile gelmek istemeyip ayakları kayalara saplanmadı mı?" buyurdu. Bu sözler ve yaptığı hatâ Aziz Mahmud Hüdayi'ye(ks) çok tesir etti. Gözlerinden iki sıra yaş döküldüğü hâlde; "Efendim! Her şeyimi mübârek kapınızın eşiğinde terk eyledim. Dileğim talebeniz olabilmek ve hizmetinizi görmekle şereflenmektir. Her ne emrederseniz yapmaya hazırım." dedi. Bu samimi ifade üzerine Üftâde (ks) hz’leri buyurdu ki: "Ey Bursa kâdısı! Kâdılığı bırakacak, bu sırmalı kaftanınla Bursa sokaklarında ciğer satacaksın. Her günde dergâha üç ciğer getireceksin!" Her şeyi bırakacağına, her emri yerine getireceğine söz veren Aziz Mahmud Hüdayi (ks ) Hz’leri derhal kâdılığı bırakıp ciğer satmaya başladı. Sırtında sırmalı kaftanı olduğu halde, ciğerleri, Bursa sokaklarında, "Ciğerci! Ciğerci!" diye diye bağırarak satıyordu. Bir yandan da hocası Muhammed Üftade Hz.’lerinin (ks) hizmetinde bulunuyordu. Aziz Mahmud Hüdayi (ks ) Hz’leri her sabah erkenden kalkarak hocasının abdest suyunu ısıtıp hazır ederdi. Bir sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti. Derhâl ibriği aldı. Fakat ısıtmaya vakit yoktu. Çünkü hocasının ayak seslerini işitiyordu. İbriği göğsüne bastırmış bir halde kalakaldı. Üftâde eğilerek; "Haydi evlâdım suyu dök." dedi. Hüdayi ise ibriği göğsüne bastırmış hâlde duruyor ve buz gibi olan suyu hocasının eline dökmeye kıyamıyordu. Üftâde tekrar; "Haydi evlâdım! Ne duruyorsun? Geç kalacağız." deyince, çekine çekine ve korkarak suyu dökmeye başladı. Ancak hocasının sözü onu bir kat daha şaşırttı. "Evlâdım Mahmud bu su ne kadar ısınmış böyle. Bunu normal ateş ile ısıtmayıp, gönül ateşi ile ısıtmışsın. Bu hâl artık senin hizmetinin tamam olduğunu gösteriyor." Böylece Muhammed Üftâde(ks), Hüdayi'ye(ks) icâzet, diploma verdi ve onu çocukluğunu geçirdiği Sivrihisar'a, İslâmiyeti yaymak, emir ve yasaklarını bildirmek üzere gönderdi.  Aziz Mahmud Hüdayi (ks), âilesiyle birlikte Sivrihisar'a giderek hizmete başladı. Ancak burada sâdece altı ay kadar kalabildi. Hocasının ayrılığına dayanamayarak tekrar Bursa'ya geldi. Bursa'ya geldiği günlerde, doksan yaşından ziyâde olan hocasının hizmetini görmeye başladı. Bu hizmetlerinden çok memnun olan Muhammed Üftâde; "Oğlum! Padişahlar ardınca yürüsün." diye dua etti. O sene Üftâde (ks) vefat etti.

Aziz Mahmud Hüdayi Hz. leri(ks) manevi bir işaretle Trakya'ya gitti. Bir müddet sonra da Şeyhülislâm Hoca Sadettin Efendi vasıtasıyla İstanbul'a geldi. Küçük Ayasofya Camii tekkesinde hocalık yapmaya başladı. Bu arada Fatih Camii'nde, talebelere, tefsir, hadis ve fıkıh dersleri verdi. Burada kaldığı müddet içinde, ilim ve devlet adamlarına kadar uzanan geniş bir muhit edindi. Bu arada, Üsküdar'da kendi dergâhının bulunduğu yeri satın aldı. Buraya dergâhını inşa eyledi. Dergâhında yüzlerce talebenin yetişmesi için çok uğraştı. Kısa zamanda namı her tarafta duyuldu. Akın akın talebeler dergâhına koştular. Hasta kalplerine şifa olan sohbetlerine kavuştular Pek çok alim yetişmiş.  1628 yılında Hakkın rahmetine kavuştu.

Aziz Mahmud Hüdayi (ks) Hz. Lerinin "Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kerre türbemize gelip rûhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir.  Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; âhir ömürlerinde fakirlik görmesinler; îmânlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!.." duası vardır. Aziz Mahmud Hüdayi (ks) Hz. Lerinin  Sultan I. Ahmed'in talebi üzerine yaptığı o dua çok manalı olup türbeyi ziyaret edenler ve dua edenler için bütün ulema ve evliya tarafından, bu duanın kabul olduğunu ve bu yola mensup olanların denizde boğulmadıklarını ve pek çok kimsenin vefat günlerine yakın öleceklerini haber verdikleri bildirilmiştir.

Aziz Mahmud Hüdayi (ks) Hz. Lerinin Camii ve türbenin adresi Aziz Mahmut Hüdayi Mahallesi, Aziz Mahmud Efendi Sokak, Cami İçi No:1 34672 Üsküdar/İstanbul, Türkiye


























 
 
 
 

20 Ekim 2016 Perşembe

İSTANBUL EVLİYALARINDAN MEHMED EMİN TOKADİ Hz.LERİ (KS)


Arkadaşlar bu gün sizlere İstanbul’un büyük evliyalarından Mehmed Emin Tokadi Hz. (ks) Lerinin kabrinin yerini ve kısaca bilgi vermek isterim. Mehmed Emin Tokadi Hz. Leri (ks) 1664 ve 1745 yılları arasında yaşamıştır. Tam adı Mehmed Emin b. Derviş Hasan b. Ömer en-Nakkaş et-Tokadî ‘dir. Lakabı ise Cemaleddin, künyesi Ebul Emâne ve Ebu Mansur ‘dur. Aslen Tokatlıdır.

Mehmed Emin Tokadi Hz. (ks) leri Mekke'de İmam-ı Rabbani Hz.'nin oğlunun talebesine (Ahmet Yekdes Cüryani Hz.) talebe olmuştur. 3 sene sonunda hocası artık İstanbul'a gitmesini istemiştir.  Kendisinden son bir arzusunun olup olmadığını sormuştur. Mehmet Emin Tokadi Hz.'de hocasından “Benim vefatımdan sonra sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın” dua istemiştir. Hocası da “Kabrini virane bir yere defnetsinler. Kimse bilmesin. Ancak, nasibi olanlar gelip bulsun dua etsin” demiştir. Bu sebepten dolayı bence gidilmesi gereken mekanlardan biridir.  Yeri İstanbul Fatih belediyesi sınırları içindedir. Açık adresi Cibali, Zeyrek Mehmet Paşa Sk., 34083 Fatih/İstanbul’dur. Tarif etmek gerekirse  Unkapanı'ndan IMÇ Bloklarının karşısında Bozdoğan su kemerine doğru çıkarken sağda kalmaktadır.